Amerikan Rüyası

03 Temmuz 2007 – 00:51

Prof. Oktay Sinanoğlu 24 yaşında dünyanın en genç profesörü olduğunu hepimizi bir şekilde duymuşuzdur. Onun kitabından bir bölümü aşağıda veriyorum. Bakın Türkiye’nin şimdi başına gelenler Amerika’nın başına gelse…

NEWYORK RÜYASI

Caddede sağıma soluma bakınarak biraz daha ilerledim. Dükkanların
isimleri dikkatimi çekti. Rahat Shoes, Dilber Giyim Fashions, Sultan
Ahmet Leather, World Gezim gibi yarısı Türkçe yarısı İngilizce isimler
çoğunluktaydı. Bir de Türkçe Merkez lafı, iyiden iyiye İngilizce
Center sözcüğünün yerini almış görünüyordu. Büyük, görkemli bir
binanın üzerinde yanıp sönen ışıklarla Türkçe olarak Alışveriş Merkezi
yazılıydı. Car Merkezi, Flower Merkezi, Furniture Merkezi, Hair
Merkezi,…. merkezide merkezi…..Amerika’da her yanı bir merkez
lafıdır kaplamış gidiyordu.

Az ötede bir gazete dergi bayiine rastladım. Amerikan basın hayatında
acaba nasıl değişmeler olmuş diye bir göz attım. Hatırladığım amerikan
dergileri yerine yepyenileri çıkmıştı. Kağıtları daha parlak, renkleri
daha canlı idiler, ama garip, galiba hepsi Türk dergileri idiler,
çünkü adları Güncel, Hareket, Vurgu, Hanım Kız, Görüntü gibi Türkçe
adlardı. Birkaç tanesini karıştırdım. Yoo, bunlar Amerikan, İngiliz
dergileri idi. Ancak içlerinde kullanılan dil çok tuhaftı. Mesela,
İngilizce güzelim Media lafı dururken pek sık Basın-Yayın sözü
geçiyordu. Bir de Türkçe Seçenek lafına anlamlı anlamsız ne çok
rastlanıyordu öyle. Pek açık seçik, keskin bir sözcük olmamakla
beraber, İngilizce alternative’e ne olmuş sanki. Anlaşılan Amerika’da
Türkçe sözcükler kullanmak moda olmuş diye düşündüm. Acaba niye? Yoksa
kullananlara Anglo-Sakson oldukları için bir aşağılık duygusu mu
gelmişti? Nasıl olur? Daha yüzyıl önce büyük bir devlet olan
Amerika’ya, onun da kökeninde olan eski İmparatorluk İngiltere’sine
nasıl aşağılık duygusu gelirdi. Belli ki bu Türkçe sözcüklerle bazı
yazarlar kendilerine bir üstünlük havası vermeye çalışıyor, bazıları
pek iyi kavramadıkları konularda halklarını anlamadığı yabancı Türkçe
sözcüklerin arkasına saklanıyorlardı.

Böyle düşüncelerle dolaşıp dururken yorulmuşum. Üstünde Jimmy’s
Kahvehanesi yazılı, şemsiyeli masaları sokağa taşmış sakin bir yer
gördüm, gidip bir masaya oturdum. Gelen görevli Türk olduğumu
öğrenince arsız arsız sırıttı, bir iki kelime Türkçe bildiğini
gösterme çabasına girişti. Kola yokmuş, İthal malı bir Susurluk marka
Ayran getirdi.

Ayranımı içip dinlenirken yandaki masalar dolmaya başladı. Pek yer
kalmamıştı. Tam o sırada genççe, iyi giyinmiş, efendi görünüşlü, belli
ki onurunu yitirmemiş biri masama yanaştı. “Afedersiniz yer kalmamış
buraya oturabilir miyim?” dedi. “Hay hay, buyurun” dedim. Oturdu.
Kahvesi gelirken havadan sudan konuşmaya başladık. İrlanda asıllıymış.
Anası babası kendisi okul çağındayken Amerika’ya göç etmişler, okuyup
doktor olmuş. Bilimden, tıptan, sonrada edebiyattan epey sohbet ettik.
En sevdiği yazar 1970′lerde güzel sahne oyunları yazmış olan İrlandalı
Brian Friel’miş. Onun Tercümeler adlı bir oyunundan bahsetti.
İngilizlerin İrlanda’yı işgal ettiği zaman yaptıklarını temsil
ediyormuş. Özellikle İrlandalıların kendi köklü, İngilizce’den çok
daha eski, zengin dilleri Gaelik’i yok edip yerine İngilizce’yi
koymakla İngilizlerin nasıl İrlanda’yı sonsuza dek nasıl
boyundurukları altında tutmak istediklerini anlatıyormuş. O ara lafa
karıştım. “Özür dilerim ama bir şey soracağım. Buraların yabancısıyım;
gelince dikkatimi çekti. Dükkan levhaları, dergi adları falan hep
Türkçe olmuş; Amerikan dilinde birçok Türkçe Sözcük kullanılıyor. Kırk
yıl önce gene gelmiştim. O zaman hiç böyle bir şey yoktu bu nasıl
oldu? Amerika’ya ne olmuş böyle?” dedim. Biraz durdu, yüzünü hüzünlü
bir ifade kapladı. “Ah sorma dedi” dedi. “İrlanda’nın 150 yıl önce
başına gelen şimdi de Amerika’nın başına gelmeye başladı. Şu farkla
ki, bu sefer Türkler (Türk olduğumu fark etmemişti anlaşılan!!) aynı
işi yaptırıyor. Biliyorsunuz 21. yüzyılın başlarında Bağımsız Türk
Devletleri Topluluğu dünyada büyük bir iktisadi güç oluşturdular.
Kendi zengin hammadde ve neft yağı kaynaklarına sahip çıktılar.
Yetiştirdikleri çalışkan ve atılgan gençlik kendi dil, tarih ve derin
Asya kültürüne sarılıp ondan aldıkları manevi güçle bilim ve teknikte
de çok ileri gittiler.Çeşitli Asya, Orta-Doğu ve Güney Amerika
Ülkeleri ile sıkı sınai, ticari ilişkiler, yeni gümrük birlikleri
kurdular. Onlar zenginleştikçe Avrupa ve Amerika gerilemeye devam
etti. Biliyorsunuz, zaten 20′inci yüzyılın sonlarına doğru bu batı
ülkeleri iyice bunalıma girmişti. Toplum hayatı, aile ve iş ahlakları,
insan ilişkileri kalmamıştı. Zaten hep başkalarının ham madde
kaynakları ve tüketim pazarlarıyla ayakta duruyordu. “evet” dedim,
“eğitim düzenleri ve gençlikleri de bozulmuştu.” Devam etti: “Türk
elleri zenginleştikçe, haysiyetlerine sahip çıktıkça dünyadaki
itibarları arttı. Her ülkede bol Türk TV dizileri, Türk Filimler
seyredilmeye her yanda avaz avaz Türk Müziği duyulmaya başlandı.
Türkler batıdan öğrencilere burs vermeye, kendi evrenkentlerinde
(üniversite) okutmaya başladılar. Bunu yaparken örgencilerin Türkçe
öğrenmelerini şart koşuyorlardı”… “evet” dedim. “daha önce Japonlar
da böyle yapmıştı.”

Yeni İrlandalı dostum (adı Collin’miş) önündeki Türk kahvesinden bir
yudum içti. Bir süre sustuk “buraya kadar iyi” dedi, “bundan sonrası
açıklı. İrlanda’nın başına gelen bu sefer ,Amerika’nın başına gelmeye
başladı”…. “nasıl olur?” dedim, “Türkler Amerika’yı işgal etmedi
ki”… “Aaa!” dedi. “işte onun için daha da tehlikelisi
oldu.”….merakla yüzüne baktım. Görevliden bir su istedikten sonra
anlatmaya devam etti:

“Türkler önce Amerika’da azınlık için bütün derslerin Türkçe olarak
öğretildiği Türkçe okulları açtılar. Fakat az sonra Amerikalı
velilerde çocuklarını bu okullara göndermeye özendiler. Bu pahalı Türk
okullarına gidenler, adeta ayrı bir kültüre sahip, kendilerini
imtiyazlı gören bir sınıf oluşturdular. O ara dünyada Japonca, Çince
gibi dillerin önemi gittikçe artmaktaydı. Alışılagelmiş Amerikan
okullarında (lise olsun, evrenkent olsun) eğitim dili İngilizce olmaya
devam ediyordu ama, bu yeni önemli yabancı dillerde ayrıca yabancı dil
derslerinde özel yaz kurslarında pek ala yeterince öğretilebiliyordu.
O günlerde eğitim düzeni başarılı olmaya başlamıştı. Genede yabancı
Türk okullarına rağbet artıyor, özenti körükleniyor du derken, tam
kırk yıl önce en iyi bir özel Amerikan okuluna, mali durumu tam
bozulmuşken, aniden 10-15 Türk, kazak, Kırgız öretmen geldi. Okulun o
mali sıkıntısı arasında nasıl döviz bulunduğunu bir iki kişiden başka
kimse merak etmedi. Ertesi yıl okulun eğitim dili (tüm dersler)
Türkçe’ye değiştirildi. O zaman için bu çok çarpıcı bir olaydı. İlk
kez bir Milli Amerikan okulu bir yabancı Türk misyoner okuluna
benzetiliyordu…”

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Benzer Yazılar:
Trajikomik Fıkra
Bugün En Çok Okunanlar:
Hayki & Yas - N`olur Evet De ! (12)
Facebook'a Manuel Profil Sayacı Ekleme (10)
Google Maps'te Koordinat Bilgisi Öğrenmek (7)
Van Gogh'a X-ray'den bakmak (5)
Ubuntu’da Ekran Kitleme (4)

Toplam Okunma: 124 | Bugünkü Okunma: 2 | En Son Okunma: 19.08.2008 - 12:44

Yorum Yaz